Dönülmez akşamın ufkundayız… 07.04.1996

Milletçe “dönülmez akşamın ufkundayız.” Neredeyse “milli marş” haline gelen bu şarkı toplumsal bunalımımızın yansıması gibi. “Bu son fasıldır ey ömrüm, Nasıl geçersen geç.” geçince başlayacak” sessizliği bekliyoruz. Ölmesek de ölü toprağı üstümüzde”…Kimse, yeni bir şeyler üretmiyor. “Başımızda kimin olduğu” da önemli değil. Herşey, kendiliğinden yürüyüp gidiyor. Bindiğimiz otobüs ya da özel aracımız,
” kurulmuş gibi” öylece seyrediyor. Çıktığımız merdivenler ya da asansör, “mesai saatlerimiz ve mesai sonrası yaptıklarımız”… Alışveriş yaparken pahalılıktan şikayetimiz,ettiğimiz küfürler. Onlar bile aynı. Hükümetlere avans vermeye, “sizdeniz” diye tölorans göstermeye devam ediyoruz. “Dönülmez akşamın ufkunda” olduğumuzun farkında, “Büyük kapıdan geçince başlayacak” dinginliği özlüyoruz.
Bazen düşünüyorum: “Biz mi abartıyoruz?” “Her şey çok mu yolundu?” Kaybedecek şeylerimiz varsa, “bu bezginlik niye?” Yoksa eğer; o zaman da “bu suskunluk niye?”
Anayol’a avans veriyormuşuz. “Biz kimiz” diye hiç sordunuz mu kendinize? “Bir arada olursa güçlü olan” oylarımızı verdik. İşimiz bitti. Bizler yine seyirciyiz. “Sahneye konanı seyretmekle” yükümlüyüz. Dönülmez akşamın ufkunda “nöbetçiyiz nasıl olsa”…