Kolayı değil size ulaşmayı istiyorum.. 25.11.1995

Yazılarımı her gün okuyorsanız, farkediyorsunuzdur, Bazen “çok hafif”, bazen “gündem dışı” bulduğunuz oluyordur. Eleştirilerinizin birçoğunda haklı olabilirsiniz.
Ama, şu “gündem dışı” işine katılamam. Türkiye’de, “gündem” deyince nedense hep “iç politika” geliyor akla. Öyle de şırınga edilmiş zaten. Eğer siz, “koalisyon bozuluyor”, ya da “Baykal, Çiller’in Türkeş’le görüşmesine kızdı”, gibi başlık
ve haberlerden sonra, ertesi gün “koalisyon kurtuldu” manşetlerine “ağırlık” diyorsanız, ben yokum! Kolayı sevmek kolay! Hele şu dönem…Açarsın telefonu, “Saygılar Bakanım” ya da “milletvekilim”, dedikten sonra parti içi ya da dışı
birçok konuda dedikodu ve duyum alabilirsiniz. Bu, en fazla on dakikanızı alır.
Size hiç faydası dokunmayacak bu konuşmayı yazıya dökmekse yirmi dakika.
Ama “ağır yazar” olmak için bu gerekiyor. “Ben demiştim”, ya da “yazmıştım” demek var ya…Bütün bunların sizin yaşamınıza ne kolaylıklar sağladığını hiç düşünüyor musunuz? Artık, saatlik değişimlere uğrayan siyasi ittifaklar, çocuğunuzu okula gönderirken cebine koyacağınız harçlığı ne kadar etkiliyor? Bu yazıyı okuduğunuz mekanda ne gibi değişiklikler yapıyor? Kahvedeyseniz çay, otobüsteyseniz bilet, Iokantadaysanız yemek, evdeyseniz kira ya da yakacak parasını değiştiriyor
mu? Kendi sorunlarınızı, taraftarı olduğunuz partinin Iiderlerinin sorunlarından daha önceye almadığınız sürece, kum saatinde aşağıya düşmeyi bekleyen kum tanesinden farksız olacağınızı anlayın artık! Anlayın, çözüm sizsiniz! Çözüm, “birilerini seçtirmek” değil, öncelikleri saptayıp, kendinizi sevmek… Kendi kavganızı vermek.