
Ekonomik özgürlüğün
olmadığı yerde,
bireyin özgürlüğünden
ne kadar söz edilebilir
sizce?
Yoksulluğun olduğu yerde,
ne kadar gerçektir
barış?
Bütün bunların üstüne
fikir yürütmeyecek
eğitimli ya da eğitimsiz
ne kadar insan var
düşünsenize.
Daha doğrusu
“sözü olmayan yoktur” desek,
yeridir.
Politik söylemlerin
vaz geçilmezidir
yoksulluktan kurtuluş.
Herkese aş,
herkese iş…
Bütün ekonomi kitapları,
daha girişinde yer verir
bu konulara.
Bizim sorunumuz değil sadece,
elbette.
Tüm dünyada
gelişmiş, gelişmemiş
bütün ülkeler,
gerçeğin farkında.
Yüzlerce fona
trilyonlarca para aktarılıyor.
Bütün amaç
insanları,
insanca yaşatmak.
Ama artık bilinen
ve altı çizilmesi gereken
öyle bir gerçek var ki,
geri dönüşü olmayan
hiçbir proje
ya da hiçbir para
geçici rahatlıklar dışında
merhem olmuyor
hiçbir yaraya.
Belki ilk kez kağıt üstünde
düşüncesini anlattığında,
inandırıcı gelmemişti dünyaya ama
Prof. Dr. Muhammed Yunus
2006 Nobel Barış Ödülü’nü alınca,
küçük birikimlerin,
küçücük sermayelere dönüşmesi
sürdürülebilir bir barışa
nasıl katkı sağlıyor,
bir kez daha
öğrendi dünya.
Biz Türkiye’deki uygulamasıyla
ilk kez Şanlıurfa’da karşılaşmıştık ama
ilk uygulamanın
18 Temmuz 2003′de
Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın
altı dar gelirli kadının her birine
500′er milyon,
yani 500 YTL olmak üzere
üç bin lira vermesiyle
başlatıldığını biliyorduk.
Muhammed Yunus’un
Türkiye’deki izleyicisi
Prof. Dr Aziz Akgül
her ortamda projeyi
öylesine heyecanla anlatıyordu ki,
Diyarbakır’daki sonuçları görünce
ona hak vermemek
imkansız hale gelmişti..