
-Çocuk yuvalarından ekranlara yansıyan
olayları dizi gibi izleyip,
onlar kadar çabuk unutuyoruz.
-Hiç biri fuhuş yapmak için yuvadan kaçmıyor.
Sevgiye koşup, yanılıyorlar.
-Yetiştirme yurdunda yetişenler
suça bulaşmıyor aslında.
Suça bulaşanlar ayrı bir kurum yerine
aynı yurtlara gidince,
sorun başlıyor.
Daha sevimli bir konuyla
başlamak isterdik ilk haftamıza.
Ama gündem bırakmaz
habercinin yakasını.
Televizyon programlarımızda
sürekli işlediğimiz bir konuydu ama
bu sefer
işin rengi biraz değişti.
Daha bir hafta önce
Bolu İzzet Baysal Kız Yetiştirme Yurdu’ndaki kızlarımızın
serzenişlerini dile getirmiş,
medyadaki haberlerden
nasıl rahatsız olduklarını anlatmıştık.
Şu anda üniversitede okuyan
ve yaşamı yurtlarda geçmiş Çağla,
yetiştiği yuva ve yurtlarda
dayak, taciz gibi davranışlara
maruz kalmadığını
ancak her yurdun
ve yuvanın koşulunun farklı olduğunu anlatarak,
“ama gazetelerde ve televizyonlarda
neresi olduğundan çok
sürekli yurtlarda taciz, tecavüz, dayak
varmış gibi gösterildiğinden
biz çevremize sürekli hesap vermek zorunda kalıyoruz.
Hatta erkek arkadaşlarımız
‘siz de tacize uğradınız mı?’ gibi sorular
yöneltiyor.
Bu, bizi küçük düşürüyor.
Bütün yurt ve yuvaları
zan altında bırakacak haberler yapılmamalı” derken,
benzer serzeniş
yurdun çalışanlarından da geliyordu.
“Ekranda görünen her şey,
her olumsuzluk bize de yansıyor.
Toplum tüm çalışanların
çocuklara aynı şekilde davrandığını düşünüp,
kibarca soruyor:
‘Gerçekten böyle şeyler var mı?’”
“Yok” diyemeyiz!
Ekranlarda açık seçik görünen
dayak olayından sonra
elbette kimse “böyle şeyler olmuyor” diyemez.
Ama bu,
ben bildim bileli tükenmeyen
bu sorun karşısında
hele de yazdığı yazılarda,
yaptığı programlarda
“söylediğimin ya da yaptığımın
çocuklara ne kadar zararı olur
ya da faydası olur” diye düşünmeyen magazincilere
kimseyi yargılama hakkını vermez.
Haberi yapan usta gazeteci Uğur Dündar bile
bunun toplumsal bir yara olduğunu anlatırken,
olayın takipçilerinin
birileri istifa ederse
sorunun çözüleceğine olan inançları
bizi şaşırtmamalı aslında.
Çünkü biz,
hep sonuçları tartışıyoruz.
Göz ardı edildiği için nedenler,
birileri gider, birileri gelirse
sorunların çözüleceğine inanıyoruz.
Siyasi istikrarı sağlayamamamızın nedeni de bu.
Yurtlar, yuvalar konusu da
bunlardan biri.
Mehmet Ali Önel’in Malatya Yetiştirme Yurdu’nda
yaşanan vahşeti gösterdiği haberden sonra
kaçımız bu yurtlarda yapılan
iyileştirme çalışmalarını,
yapılan atamaları,
kısaca çocuklarımızın mutluluğunu
merak ettik?
Ya da kaçımız birkaç saatimizi
çocuk yuvalarına ya da
yurtlarına giderek
orada kalan çocuklarımızla geçirdik?
Mesela “gönüllü annelik” diye
bir kavram var.
En iyi denetim yollarından birisi.
Şu anda yurtlarda ve yuvalarda
on üç binden fazla çocuğumuz var,
gönüllü anne sayısı sekiz yüz.
Eğer bu konuda duyarlıysanız
müracaatlarınızı bekliyormuş SHÇEK.
“Muş” diyoruz,
her zaman ki gibi
konuştuğumuz kadar iş yapamadığımızdan
bu alan boş.
Bu arada bu sekiz yüz kişiyi kutlamak lazım,
ki üçü de erkekmiş,
yani gönüllü baba.
Kamera yoksa yokum!…
Yeri geldi anlatalım.
SHCEK’ten sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’ya
bir sanatçımızdan talep geliyor:
“Doğum günümü yetiştirme yurtlarından birinde
çocuklarla kutlamak istiyorum” diye.
Bakan Çubukçu da
doğal olarak “elbette” yanıtını veriyor.
Ancak aldıkları bir prensip kararını da
ekliyor bu “evet”e,
“içeri kameraları alamayız.”
Sanatçımızın yanıtı kesin:
“Kamera yoksa, ben de yokum…”
Sanatçının kim olduğunu ise
bize değil, bakana sorun.
Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki çocukları bile
“reklam malzemesi” gibi gören
bir zihniyetin
olaylar karşısında
“timsah gözyaşları” dökmesi
“insanı çileden çıkarmıyor” desem, yalan.
Hangimiz çocukları dövdüğü görüntülenen
“bakıcı anne müsveddelerinden”
daha az sorumluyuz?
Doğan Cüceloğlu’nun deyimi ile;
“mış gibi yaşadığımızdan”
bütün bu yaşadıklarımız.
Haberleri diziler gibi seyrettiğinizin
farkında mısınız?
Birileri yapıyor,
bizler haberleştiriyoruz,
sizler seyredip
bir sonraki bölüme kadar
yorumlar yapıp,
kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz.
SHÇEK’te bakım konseptinin
son yıllarda ne kadar değiştiğini bilir misiniz?
Yurtlarda kalan çocukların
ailelerinin yanına dönmesi kurumun yeni hedefi.
Bu nedenle aileler,
çocuklarını eğer isterse,
kurum aileye ekonomik imkan sağlıyor.
Bakıma muhtaç çocuklarımızın
artık yurt ve yuvalarda değil,
ailelerine ekonomik imkan sağlayarak
onların yanında kalması amaçlanıyor.
Bunlara koruyucu aileleri de eklersek,
sayı on altı bin.
Yani bir şeyler yapılıyor ama yetersiz.
Kötü muamele üzerine
SHÇEK Genel Müdürü İsmail Barış ile konuşuyoruz
Barış, “bu bir savunma değil ama
dünyanın her tarafında
benzer olaylar yaşanıyor.
Yine en az biz de.
Öyle bir yapı oluşturduk ki aslında
on, on beş çocuğun olduğu bir yerde
bakıcının kötü muamele uygulaması için
özel bir yer araması gerekiyor” diyor.
“Kamera sistemi mi yani?” diye soruyoruz,
“Hayır, en az dört personel oluyor
aynı yerde” diyor.
“Kamera insan haklarına aykırı,
onların özel yaşam alanı orası,
yani evleri” diyor.
Onlar kimsesiz değil!
Toz duman içinde
tartıştığımız, ağladığımız
sonra unuttuğumuz her konu gibi,
madalyonun başka bir yüzü var
her konuda olduğu gibi.
Bir kere bu çocuklar
kimsesiz değiller.
Neredeyse yüzde doksan sekizinin
ya anne, ya baba
hatta bazen ikisi de sağ.
Boşanmalar ve yeni evliliklerden sonra
“bakamıyoruz” diye
yuvalara bırakılan çocuklar
içlerinde kopan fırtınaları
konuşacak bir ortam bulamamaktan şikayetçi.
Kurumda çalışan bir psikologun deyimi ile
“bir telefon onları alt üst ediyor.”
“Bayramların gelmesini istemiyoruz.
Çocuklar evlerine gitmek istiyor,
bazen telefonlar yüzlerine kapanıyor.
Üstelik çocuklar
devletin verdiği harçlığı
‘gelin bizi alın’ diye
ailelerine gönderdiği halde.
Gidenlerin bir çoğu ise
hayal kırıklığı içinde dönüyor yuvaya.
Onların tek ihtiyacı sevgi” derken,
yine yuvada büyümüş bir kızımızın
fuhuş iddialarına karşı
yorumunu aktarmamız gerekiyor.
“Sevgiye o kadar açız ki,
bir güler yüze gidiyor bir çoğumuz.
Her söylenene inanıyoruz.
Dışarıda sunulan yaşam
o kadar çekici ki,
gerçek olmadığını anladığımızda
geri dönüşü olmuyor
bazılarımızın.
‘Kızlar yurtlardan kaçıyor’ diyorlar,
bizi tel örgülerle tutamazsınız.
Gidenler sevgiye koşuyor…”
SHÇEK yetkilileri ve Bakan Çubukçu ise
yurtlardan kaçan çocukların
suç işlediği iddialarının doğru olmadığını,
suça bulaşmış çocukların koruma amacıyla
yurtlara gönderildiğini
sorunun buradan çıktığını söylüyor.
Son olarak
yurt ve yuvalara her gidişimizde
bizi üzdüğü kadar da
sinirlendiren bir gerçeği paylaşmak isterim.
Besni, Vanlı.
Dokuz çocuklu ailenin altıncısı.
Yirmi günlükken
“bakamıyoruz” diye yuvaya verilmiş,
kendinden önceki kardeşleri gibi.
Ve arkasından üç kardeş daha gelmiş Besni’ye.
Onlar da SHÇEK korumasında.
Yani dokuz çocuk da
devlet korumasında.
Yani suçu biraz da
hatta çoğunu
“”bakacak durumumuz yok” dedikten sonra
sekiz çocuk daha yapan
anne babaya yüklemeli” derim.
Yurtlarda neler yaşandığı,
neler olduğu kadar
yurt ve yuvalara bırakılan çocukların
sayısını azaltmalı.
Son söz ne derseniz?
Ailede bulunamayan sevgiyi
kurumlarda bulmak
çok daha zor bir iş.
Tayfun Talipoğlu