Mutluluğun başka biçimi 05.08.1997

Bir ayna gibi yansıtmasaydı gözümüze güneşi, dikkatimizi çekmeyecekti.
Sıvaları dökülmüş, Pervazların ayakta tuttuğu Duvarın arka yüzü, Dışına inat karanlıktı. Kırılan camların yerini Vita tenekeleri almıştı. Kalaylanmamış sini dışında
Asılı tavalar alabildiğine parlaktı. Belli ki içerinde yapılan iş Bizim için nostalji,
Onun için yaşam biçimiydi. Dört diş sol önde, dördü de sağ arkada kalmış
İhtiyar, Bir kazanı dövmekteydi. Ali Gülsoy elli yıldır Bakırcı ve kalaycıymış.
Şimdi altmış beş yaşında. “Dişlerim dökülmese, İşe başladığım gibi On beş yaşındayım” diyor, Ve sanki ispatlamak için, ilk günkü gibi vuruyor bakıra.
” Üç kızım vardı. Kuran’larını okuttum,gelin ettim. Oğlanda ortayı bitirdi.
Belediyede çalışmakta.” Tükenen her meslek sahibi gibi, Yenilerinin yetişmemesinden ve “iş antika oldu, biz de” derken, Sebatsız gençlerden şikayetçi. Elli gün okula gitmiş. Polisler kapıya gelmiş, “Köye döneceğim” diyerek
Babası okula göndermemiş. Yaşı da o zaman Zaten on beşmiş. Babası, kalaycının yanına vermiş. Körükçü, silmeci ve kalaycı. Üç kişi gerekirmiş. Körüğü biz alıyoruz
Sohbeti kesmemek için. Önce çingenelerden şikayet ediyor. Hem işi bilmiyor,
Kalay yerine kurşun kullanıyor, Hem de “fiyatı düşürüyorlar” diye.” Sonra ekonomiden Ancak söyleyince Dükkanının yıllık kirasını, Anlıyoruz ki onun bahsettiği
Başka bir ekonomik düzen. Yılda yirmi beş milyon icar, Yirmi beş milyon da vergi.
Rakamlar komik geliyor. Ama o, memnun. “Bereketi var” diyor, “Bereketi” Belki de o haklı. Bu da, mutluluğun Herhalde başka biçimi.